Monday, August 13, 2007

"Adults"



When you separate Dream from Reality then you become an "adult", and as such you get old and die. Adults are children who don't dream anymore.

There are so many different worlds to see, various people to meet then why those stop to dream.

We r the ones who can shape metagnostics to a certain degree.

Dream evermore/La dolce vita

Sunday, June 24, 2007

İTALYA!


Bir ki bir ki İtalya yolcusu kalmasın!

Venedik..

Venedik de gondollar; özellikle akşam binilmesini şiddetle tavsiye ederim! Ah..ahh..

İtalya sokakları..minik skuza renkli arabalar, caddelerde parfüm kokusu moda ve alabildiğine "tarih"

Capitoloni müzesi..Heykel ve resimlere baktığınızda sanki karşınızda canlı duruyorlar! Leonardo, Michelangelo ve Raffeollo...

İtalya da gece çıkıldığında kendinizi zaman tünelinden geçmiş gibi hissediyorsunuz. Bir yandan buram buram ışıklandırılmış tarih bir yandanda son derece modern klüpler.

Toskana vadisi ve Kapri!

.... ve aşk çeşmesi. İki dilek tutum orda biri kendim ve söz vermiş olduğum arkadaşlarım için mağlum olanıydı, diğer ise en kısa zamanda tekrar tekrar oralara gelebilmek içindi!

La dolce vita

Monday, May 21, 2007

Vapur,Çay ve Martılar



Vapur, çay ve bana her sabah günaydın diyen martılar. Bu sabah onları fotoğraflıyıp bloguma taşıdım.

Herbirine isim bile koydum:) Birinin adı Çığırtkan mesela vapurdan denize saladığım simitleri jet hızıyla alıyor. Bide Mazlum var, hep gagasıyla tutuğu simidi Çığıtkan a kaptıran. Elden ne gelir Çığıtkan çok yırtık.

Ne yapmalı ne etmeli bir çözüm bulmalı bu hususa: A..A ACİL DEMOKRASİ!

Sunday, April 22, 2007

Bir Mola!



Hani olurya...
Bir mola demek istersin;bulunduğum yerden çok uzaklara gidiyim,cep telefonumu kapatıyım, saat hiç takmıyım,yeni insanlarla tanışıyım, yarın kaçta kalkacağımı düşünmiyim bir mola!
Sabah kahvaltısını taze domates kızarmış ekmekle yapmayı, yarını planlamadan uyumayı, kumda ayakları çıplak yürümeyi, geceleyin yarın zombi olmaktan ve işte bilgisayarın karşısında uyuya kalmaktan çekinmeksizin malibu votka içmeyi,yatmadan gökyüzüne bakmayı, dalga seslerini, güneşten kızaran burnumu soymayı özlemişim.
İşte bu hafta sonu bunları yaparak geçti. Hayat zor, yaşamaksa güzel

Sunday, March 18, 2007

86,400 Seconds


Imagine there is a bank that credits your account each morning with £86,400. Every evening whatever part of the balance you fail to use during the day is deleted. What would you do? Draw out every cent and use it well, of course!

Each of us has such a bank I guess; its name is time. Every morning, it credits you with 86,400 seconds. Invest the day's deposits well, or the loss is yours. How could you bring the most contentment to ur life? The clock is running.

Siderta chose to do nothing and enjoyed the silence..Ok. This is a world of choices and it can be an option as well:) And most r rushing with time. Is this their choice & contentment or compulsion & bankruptcy?

Friday, March 09, 2007

Keyif-i Derya


Sen mutlu olacaksın; dünya senin başarısız olduğunu söylese bile. Yada dünya seni bir yıldız yapsa, başaranın zirvesine oturtsa bile, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Sen her durumda mutlu olacaksın. Keyif alacaksın hayatta ufak şeylerden. Bu bir pazar sabahı gazeteni alıp tek başına bir kahvede çınarların altında oturarakta olabilir; illaki pahalı brunch lara gerek yok. Veya onca seneden sonra üniversitede takıldığın Beyoğlu nun arka sokaklarında bir şarap evine gidersin eski dostlarınla. Anılar tazelenir. Gülüp geçersin hayata; o kadar çok şey değişmiştir ki ama bak ne keyifli o arkadaşların şimdi senin için birer dosta dönüşmüş yanında.

Burada sen önemlisin. Kafanın içi dinginliği önemli. Eğer öyle ise bir farklı bakarsın çevrendeki herşeye. Kahve fincanı bile daha renkli gözükür gözüne. O şarap evine girdiğinde kendini bir yabancı gibi hissetmezsin çünkü üniversite yıllarında gittiğin aynı dostların bak yanında. Şarabın tadı bir başka gelir sana; yudum yudum anılarla demlenirsin.

Benim için başarı mutluluktur. Eğer başarının mutluluk olduğunu anlarsan, o zaman ben, her zaman başarılı olacağını söylerim. Ancak senin için başarı keyif ve mutluluk değil, başka bir şey. Hatta mutsuzluk bile olabilir. Sonunda mutsuz olacağını bilsen bile, başarı peşinde koşarsın.

Sanki birçoğu için başarı mutluluk değil, ego övgüsü; insanların onların başarılı olduğunu söylemesi. Her şeyini kaybetmiş olabilirler: ruhlarını, neşelerine neden olan o masumiyeti, huzuru, sesizliği ve dinginliği...Hepsini kaybedip bir deli olmuşlardır. Ama dünya onların başarılı olduğunu söylüyordur. Yinede birşeyler eksik ama ne manası vardır gözlerinde; hep bir arayış içindedir bu tipler. Ama gözlerinin ucundaki Keyf-i Deryayı göremezler çünkü onlar hep bunu dışarda, başkalarında ve başkalarının onlar için söylediklerinde arar.

Siz hangi guruptasınız?

Friday, February 09, 2007

The Mask

Why should the world be over-wise,
In counting all our tears and sighs?
Nay, let them only see us, while
We wear the mask.
If you don't care the world to be over-wise,
Then what can I say friend..
You'r wise!

Sunday, January 28, 2007

Bakmak ve Görmek Üzerine

Hepimizin iki gözü var. Hergün çevremizde milyonlarca şey duyuyoruz ama baktıklarımızı görebiliyormuyuz veya duyduklarımızın kaçını algılıyabiliyoruz??

Çoğu zaman kelimeleri dinler, ama yüzü görmeyiz. Çünkü çoğu zaman, sözcükler ve yüz birbirini yalanlar. Bir insan bir şeyi söylerken, başka bir şeyi gösterir. Zamanla yüzü, gözleri ve mimikleri görme yeteneğimizi tamamen kaybetmişiz. Biz sadece kelimeleri dinliyoruz.

Çoğu arkadaşım altıncı hissimin & sezgi gücümün kuvvetli olduğunu söyler durur, bende onlara iyi bir gözlemci olun sizinde sezgileriniz kuvvetlenecek diye cevap veririm:) Bence sadece izleyin. İnsanların nasıl bir şeyi söylerken, başka bir şey gösterdiğini görüp şaşıracaksınız. Eğer sezgin yoksa hayatının bir anlamı olmaz, sadece yaşarsın. Bir çeşit ot gibi; göremediklerinden sezemediklerinden mahrum, baktıkların ve duyduklarınla sınırlı bir kafeste.

Görmeye başladığın zaman, o zaman gerçeğin kokusunu alacaksın. Baktıklarını görmeye başlamak senin hayatına anlam ve keyif getirecek. Bugün pazar ne mi yapıcam..Caddebostan sahil yolunda adalara nazır şöyle güzel bir yürüyüş. Mavinin tonları, martılar, benim gibi yüyüyüş yapan insanlar.....bakıpta görmeye değer çok güzel şeyler olucak.

İyi pazarlar.

Saturday, December 23, 2006

Beyond 2006




Have you seen rainbow this year?

How many times have you laughed till you have tears from your eyes?

Have you laid down on grass and watched sunset?

Has a newly born baby ever held your finger tightly and you smelt it?

How many people have you bought presents without any reason?

Have you ever called an old friend?

Think these petit square brackets of 2006 upon new year!

Spread yourselves at once on lawn in spring…

Hurry up, sooner or later grass will spread on you.

Monday, November 27, 2006

"Make Tea Not War!"


Sabah Kadıköy den Beşiktaş a geçerken herzamnaki gibi çayımı simidimi almış gazeteme dalmıştım. Gazetede çekilmiş olan bir fotoğrafın başlığı çok dikkatemi çekti: "MAKE TEA NOT WAR!"Aklıma 70li yılların çiçek çocukları geldi. Ne kadar güzel bir dönemdir o: idealist, insancıl...müzikleri bile farklı. Birde içinde bulunduğumuz millenyum(!) 2000 li yılları düşündüm sonra.
Dünya çapında insanlar arası bir kardeşlik olabileceği iddiasında falan değilim. Böyle bir iddia çocukça bir düşten öteye geçmez. İnsan, kabilesine bağlı bir hayvandır ve büyük süper-kabilelerin arasındaki yarışma kuşkusuz sürüp gidecektir.
İyi örgütlenmiş toplumlarda bu tür debelenmeler, sağlıklı ,uyarıcı rekabet, ticari ve sportif saldırganlık ayinleri biçiminde sürdürülecek ve böylece durağan kendi kendini yenileyen toplumlara dönüşmeleri engellenecektir. İnsanoğlunun doğal niteliklerinden olan saldırganlık denetlenemeyecek boyutlara varamayacaktır. Bireyin kişiliğini ispat etmek için zararsızca çabalaması halini alacaktır. Ancak baskılar çok artığında, şiddete dönüşebilme tehlikesi söz konusu olacaktır.
Ne dersiniz bu millenyum kuşağı sanki bizleri biraz pessimist ve gerçekçi yapmış. Belki hayatı bu kadar ciddiye almamalı ve tıpkı John Lenon gibi "farkındalığında" yaşayabilmeli.

Friday, November 24, 2006

Heran Avuçlarından Kayıp Gidecekmiş Gibi..


Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. " O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle O daha az sever seni, Senin O'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onsuz da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

Saturday, November 18, 2006

It Is Time For My Dolce Vita



Hi to all..

Fromnowon I m a blogger:) I wanna share sarrows, hapiness, excitments, hopes, dissapointments, sweet dreams, nightmares...my dolce vita here.

Now it is time for it!