Sunday, January 28, 2007

Bakmak ve Görmek Üzerine

Hepimizin iki gözü var. Hergün çevremizde milyonlarca şey duyuyoruz ama baktıklarımızı görebiliyormuyuz veya duyduklarımızın kaçını algılıyabiliyoruz??

Çoğu zaman kelimeleri dinler, ama yüzü görmeyiz. Çünkü çoğu zaman, sözcükler ve yüz birbirini yalanlar. Bir insan bir şeyi söylerken, başka bir şeyi gösterir. Zamanla yüzü, gözleri ve mimikleri görme yeteneğimizi tamamen kaybetmişiz. Biz sadece kelimeleri dinliyoruz.

Çoğu arkadaşım altıncı hissimin & sezgi gücümün kuvvetli olduğunu söyler durur, bende onlara iyi bir gözlemci olun sizinde sezgileriniz kuvvetlenecek diye cevap veririm:) Bence sadece izleyin. İnsanların nasıl bir şeyi söylerken, başka bir şey gösterdiğini görüp şaşıracaksınız. Eğer sezgin yoksa hayatının bir anlamı olmaz, sadece yaşarsın. Bir çeşit ot gibi; göremediklerinden sezemediklerinden mahrum, baktıkların ve duyduklarınla sınırlı bir kafeste.

Görmeye başladığın zaman, o zaman gerçeğin kokusunu alacaksın. Baktıklarını görmeye başlamak senin hayatına anlam ve keyif getirecek. Bugün pazar ne mi yapıcam..Caddebostan sahil yolunda adalara nazır şöyle güzel bir yürüyüş. Mavinin tonları, martılar, benim gibi yüyüyüş yapan insanlar.....bakıpta görmeye değer çok güzel şeyler olucak.

İyi pazarlar.

Saturday, December 23, 2006

Beyond 2006




Have you seen rainbow this year?

How many times have you laughed till you have tears from your eyes?

Have you laid down on grass and watched sunset?

Has a newly born baby ever held your finger tightly and you smelt it?

How many people have you bought presents without any reason?

Have you ever called an old friend?

Think these petit square brackets of 2006 upon new year!

Spread yourselves at once on lawn in spring…

Hurry up, sooner or later grass will spread on you.

Monday, November 27, 2006

"Make Tea Not War!"


Sabah Kadıköy den Beşiktaş a geçerken herzamnaki gibi çayımı simidimi almış gazeteme dalmıştım. Gazetede çekilmiş olan bir fotoğrafın başlığı çok dikkatemi çekti: "MAKE TEA NOT WAR!"Aklıma 70li yılların çiçek çocukları geldi. Ne kadar güzel bir dönemdir o: idealist, insancıl...müzikleri bile farklı. Birde içinde bulunduğumuz millenyum(!) 2000 li yılları düşündüm sonra.
Dünya çapında insanlar arası bir kardeşlik olabileceği iddiasında falan değilim. Böyle bir iddia çocukça bir düşten öteye geçmez. İnsan, kabilesine bağlı bir hayvandır ve büyük süper-kabilelerin arasındaki yarışma kuşkusuz sürüp gidecektir.
İyi örgütlenmiş toplumlarda bu tür debelenmeler, sağlıklı ,uyarıcı rekabet, ticari ve sportif saldırganlık ayinleri biçiminde sürdürülecek ve böylece durağan kendi kendini yenileyen toplumlara dönüşmeleri engellenecektir. İnsanoğlunun doğal niteliklerinden olan saldırganlık denetlenemeyecek boyutlara varamayacaktır. Bireyin kişiliğini ispat etmek için zararsızca çabalaması halini alacaktır. Ancak baskılar çok artığında, şiddete dönüşebilme tehlikesi söz konusu olacaktır.
Ne dersiniz bu millenyum kuşağı sanki bizleri biraz pessimist ve gerçekçi yapmış. Belki hayatı bu kadar ciddiye almamalı ve tıpkı John Lenon gibi "farkındalığında" yaşayabilmeli.

Friday, November 24, 2006

Heran Avuçlarından Kayıp Gidecekmiş Gibi..


Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. " O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle O daha az sever seni, Senin O'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onsuz da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

Saturday, November 18, 2006

It Is Time For My Dolce Vita



Hi to all..

Fromnowon I m a blogger:) I wanna share sarrows, hapiness, excitments, hopes, dissapointments, sweet dreams, nightmares...my dolce vita here.

Now it is time for it!